 |
|  |
|
| |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
332
|
Bursa’dan arabaya bindik, Büyük Orhan’a doğru yol alıyorduk. Otobüsün arka
taraflarında iki çocuk mısır cipsi yiyor, ama tartışıyorlardı. Kafamı çevirdim.
Babalarıyla göz göze geldim. “Bunlar hep böyle işte. Allah size sabır versin
hocam. Biz ikisiyle baş edemiyoruz. Siz nasıl 40 tanesine tahammül ediyorsunuz
dedi.” Ben de; “Sabırlı olun” dedim. Yanımda oturan amca Kore gazisi Ahmet
Amca’ydı. Onun çok ilgi çekici bir hayat hikâyesinin olduğunu duymuştum. Ahmet
Amca’ya dedim ki; “Yol uzun, eğer seni sıkmazsam, hiç olmadı bana bir tane,
sence enteresan olan bir hikâyeni anlatır mısın?” Derin bir of çekti. “Hocam,
altı yılım esaret altında geçti. Ama sana mısırla ilgili bir hatıramı
anlatayım…” dedi. Ardından da başladı anlatmaya…Benim de içinde bulunduğum
birlik pusuya düşürüldü. Son kurşunlarımıza kadar çarpıştık. Bizim birlikten
altı arkadaş, bir de yüzbaşımız yaralı olarak Kuzey Kore’ye esir düştük. Bizi
alıp götürdüler. Günlerce yol yürüdük. Esaret çok ağır bir şey hocam. Koyun
sürüsüne kıymet verirsin, canını korursun ya bizim koyun sürüsü kadar kıymetimiz
yoktu. İsteseler her an için kurşuna dizip öldürebilirlerdi. Artık hiç birimizde
yaşama ümidi kalmamıştı. Acaba bir daha karımı, kızımı göre bilecek miyim diye
düşünürdüm. Hiç ümidim yoktu. Bizi, her tarafı ağaçtan yapılma, diğer esirlerle
beraber büyük bir yere koydular. Her sabah erkenden kaldırıyorlar, birer avuç
kaynamış mısır veriyorlardı. Bir daha yemek hiçbir şey yok. Bu aylarca devam
etti böyle. Bir gün yüzbaşı ile karar verdik. Sabah içtimasına kalkmayacaktık.
Aç yaşamaktansa ölmek daha iyiydi. Helalleştik yattık, uyuduk. Sabah nöbetçiler
içtimaya kaldırdılar. Yüzbaşı ile ben kalkmadım. Kendi aralarında bir şeyler
konuştular, daha sonra komutanları bir tercümanla beraber geldi. İkimizin başına
dikildiler. Tercüman yüzbaşıya, İngilizce soruyor; “Niye kalkmıyorsunuz. Emre
niye itaat etmiyorsunuz” dedi. Yüzbaşımız da İngilizce onlara; “Biz açlıktan,
sefillikten bıktık. Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir” dedi. Tercüman
komutana durumu anlattı. Komutan bir şeyler söyleyip gitti. Biz artık ölmeyi
beklerken tercüman yüzbaşıya; “Sizler cesur Türklersiniz. Ölümden
korkmuyorsunuz. Komutanım sizi ödüllendirecek. Bundan sonra size iki avuç mısır
verilecek” dedi. “Biz orada kaldığımız müddetçe, hakikaten her esire bir avuç
mısır verdiler ama bize iki avuç.” Gazi amcaya teşekkür ettim. Baktım ki gözleri
yaşlanmış camdan dışarısını seyrediyordu. Bu günkü durumumuza ne kadar şükretsek
azdı.
|
Yorumlar |
|
 |
|
| |
Dişlerinizi Fırçalayın

Aşk Okudum - Aşk Dokudum

İlk Aşkım

SEVİYORUM SENİ

İçki Öldürür

|
Acıklı Aşk Sözleri

Seven Bırakmayandır

Başroldeyim

BIRAKIYORUM

SENSİZLİK ÇOK ACI

|
|
|
 |
 |